1. 1.
    +4
    rahmetli oğuz atay'ın güzel bir kitabı
    ···
  1. 2.
    +3
    ölmüş adamın arkasından nie entry yazıosun lan allahsız
    ···
  2. 3.
    +4
    --spoiler--
    nsanlik Öldü mü ?

    ..nihayet insanlik da öldü. haber aldigimizda göre, uzun zamandir amansiz bir hastalikla pencelesen insanlik, dün hayata gözlerini yummustur. bazi arkadaslarimiz, once bu habere inanmak istememisler ve uzun sure;yahu insanlik öldü mü?; diye mirildanmaktan kendilerini alamamislardir. bu nedenle gazetelerinde, insanlik öldü mü? ya da insanlik ölür mü; biciminde buyuk basliklar yayimlamakla yetinmislerdir. fakat aci haber kisa zamanda yayilmis ve gazetelere telefonlar, telgraflar yagmistir. bazilari bu haberi bir kelime oyunu sanmislarsa da, yapilan arastirmalar bu aci gercegin dogru oldugunu göstermistir. evet, insanlik artik aramizda yok. insanliktan uzun süredir ümidini kesenler, ya da hayatlarinda insanligin hic farkinda olmayanlar bu haberi yadirgamamislardir. fakat, insanlik aleminin bu buyuk kaybi, bir cok yürekte derin yaralar acmis ve onlari ürkütücü bir karanliga sürüklemistir; o kadar ki, bazilari artik insanlik olmadigina göre bir alemden de söz edilemeyecegini ileri sürmeye baslamislardir. bize göre boyle genis yorumlarda bulunmak icin vakit henüz erkendir. insanlik artik aramizda dolasmasa bile, hatirasi gönüllerde her zaman yasayacak ve cocuklarimiz bizden, bir zamanlar insanligin oldugunu, bizim gibi nefes alip istirap cektigini ögreneceklerdir. zavalli insanlik kendini belli etmeden sokaklarda dolasir ve insanlik icin birseyler yapmaya calisanlari sevgiyle izlerdi. bugün icin insanlik ömüsse de, onun ilkeleri akillara durgunluk verecek bir canlilikla aramizda yasamaya devam edecektir. insanliktan paylarini almayanlar icin o zaten bir ölüydü; onun bu kadar uzun zaman yasamasina sasiliyordu. yillarca önce kücük bir kasabada dunyaya gelen insanlik, dünya savaslarindan birinde, cok rutubetli bir siperde gögsünü üsütmüs ve aylarca hasta yatmisti.bu olaydan sonra, hastaligin izlerini bütün ömrünce cigerlerinde tasiyan insanlik, önceki gece sabaha karsi nefes alamaz olmus ve gösterilen bütün cabalara ragmen gün agarirken doktorlar, insanliktan ümitlerini kesmek zorunda kalmislardir. dogru dürüst bir tahsil görmeyen ve kendi kendini yetistiren insanlik hic evlenmemisti. kücük yasta öksüz kalan insanliga, dogru dürüst bir miras da kalmamisti; bu yüzden gibintilarla gecen hayati boyunca insanlik, baskalarinin yardimiyla gecinmeye calismisti. insanligin ölümüyle ülkemiz, boslugu doldurulmasi mümkün olmayan bir degerini kaybetmistir. gazetemiz insanligin yakinlarina bassagligi ve sonsuz sabirlar diler. not: merhumun cenazesi, önce, uzun yillar yasamis oldugu hürriyet caddesinden gecirilecek ve ölümüne kadar icinde barindigi ümit apartmani bodrum katinda yapilacak kisa ve sade törenden sonra topraga verilecektir.
    --spoiler--
    Tümünü Göster
    ···
  3. 4.
    +3
    vay binler vaay demek bu başlık açılmış. nese kitabı yeni bitirmişken bi iki kelam edelim hakkında. efenim ilk bakışta büyük bir bölümü fazlasıyla soyut hatta saçma gelebilir. ancak kullanılan her cümle kahramanın ruh halini biraz daha anlamamı sağladı sanki. genellikle dolaylı yoldan verilen ayarlar ise bitirici darbe gibiydi.

    "kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor anlıyor musun? bütün hayatım boyunca bu cam kırıklarını beyin zarımın üzerinde taşımak ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım"
    ···
  4. 5.
    0
    vaay yazar varmış böyle. nasılsın kardeş kitap?
    ···
  5. 6.
    0
    lan lan seviye almış gitmiş başını.

    shyla stilez gianna michaels asia carrera am züt meme am züt meme
    ···
  6. 7.
    0
    afedersiniz bir tarafınız çok ısınmıştı
    ···
  7. 8.
    0
    agalar bu hikmet çok ezik bi karakter ama bilgeyi de sevgiyi de gibti kitapta nasıl oldu bu amk?

    her neyse binler onu bunu bırakın da kitap çok sağlam okuyun da seviyeniz yükselsin amk
    ···
  8. 9.
    0
    bilgeyle mutlu olsun, sorgulamadan, sıradan bi hayat yaşasın istedim hikmet ama olmadı. 80 kusur günde bitirmisim bu kitabı, tutunamayanlara başladım şimdi yedi ay icinde de onu bitirmeyi planlıyorum.
    ···
  9. 10.
    0
    rezerved
    ···
  10. 11.
    0
    dünyanın en güzel kitabı.
    ···
  11. 12.
    +1
    kelimeler, albayım. bazı anlamlara gelmiyor.
    ···
  12. 13.
    +1
    tanım: oguz atay'in en buyuk ikinci basyapiti.

    spoiler

    -bütün hayatımı en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. artık ne olacaksa olsun istiyorum.

    -belki yaşantım kolaylaşıyordu fakat her olayı daha yaşamadan eskitiyordum böylece.

    -çünkü ben tek başıma her tarafa yetişemem.

    -bu senin hayatındı oğlum hikmet. böyle bir oyun üzmedi mi seni?

    -insanlara kaptırma kendini, durmadan koşuşma, onlara uyma, insan bir makinedir, bir yerde bozulur, yavaş yavaş kullan aklını, şimdi biraz dinlen, hep birlikte saçmalayalım, aklımızı dinlendirelim, mantığımızı dinlendirelim, rüyada yaşayalım.

    -canlı düşmanları gözetle, ölü düşmanlardan korkma, o kadar!

    -aslında hepimiz başkalarına daha iyi yerler açabilmek için katlanmış bir konumda bulunuyoruz.

    -evimizin önünden aynı çamur geçiyor, aynı güneş çamurumuzu toz ediyor.

    -iyi niyetlerle iyi eserler verilemeyeceğini neden hatırlatmıştı?

    -insan bir yere saplandığı sırada kendini nasıl idare eder acaba? bir şeylerle uğraşıyormuş gibi görünür herhalde.

    -kleopatra hiçbir zaman kendini düşünmedi. ne mısır kraliçesi olması, ne güzelliği, ne serveti, antonious için yaptığı fedakarlıkları önleyemedi. bu, bir antonious meselesi değildi. bu bir yaratılış meselesiydi. sezan daha önce gelseydi kleopatra sezar’a râm olacaktı.

    -beklemesini bilenler, tabii fırsatlardan istifadeyi her ne kadar düşünmezlerse de, ayaklarına kadar gelen nimetleri teperek, masum arzularının onları sevkettiği mecradan tamamiyle uzaklaşamazlar.

    -kleopatra kadar sezar da suçludur olup bitenlerden.

    -sevgisiz acımaya karşıyım.

    -önce şekerleri koyalım. şeker bardağın dibine doğru kayarken, bir kısmı ıslak yüzeye yapıştı. zarar yok, çay onu dibe indirir. küçük hesaplar!

    -insan bazı güçlüklerden, ancak onları unutmak suretiyle kurtulabiliyor albayım.

    -insanlar, insanlarımız, acemi adımlarla havuzun çevresinde dönüyorlardı. daha yürümesini bile öğrenemedik.

    -insan hiçbir şey yapmamalıydı, benim gibi. peki neden? dedi gülerek. uzun bir hazırlık dönemi gerekliydi. daha önce toplumla yapılacak en küçük bir temas öldürücüydü.

    -gerçeklere kızılmaz.

    -gerçek başkalarının bize uygulamaya çalıştığı tatsız bir ölçüdür. birimi insandır.

    -yolda durmak mümkün olmuyordu; böyle bir hürriyet yoktu. sadece sürüklenme, kalabalığın akışına kapılma hürriyeti vardı. durmazsam düşünemem.

    -sevmeden olmuyordu.

    -öyle saçmalanır ki burada, sevmeden edemezsin.

    -sen daha yükseklerde olmalıydın, ben bunu bilir bunu söylerim.

    -göz göre göre harcanıyoruz bilge. yerimizi bulamıyoruz.

    -demek aslında sekiz numara kaybediyor; demek yarattığı heyecan, sadece sadece üçe benzediği içinmiş. şimdi kim bilir kimlerle dolaşıyorsun üç numara? ben öyle oyunun…

    -hiçbir şeyin önemi yok.

    -benimle birlikte, beni geride bırakmaktan başka bir şey düşünülemez.

    -ilk zarfı kötü kapattığım gerekçesiyle, ondan sonraki her zarfa uzanışımı endişeyle izliyorlardı. oysa onlar, benim iyiliğim için böyle davranıyorlardı. kendime acındırmak istediğimi söylemiştim. bana inanmışlardı. fakat sesim biraz yüksek çıkmıştı. elimde değildi, telaştandı. bana sen istersen her şeyi yapabilirsin demişlerdi. korkuyordum, telaşımı örtmek için bağırıyordum.

    -(geriye döner, bilge’nin orda olmadığını görür.) karanlık olmuş, bu kadar yakınımda olduğu halde göremiyorum.

    -düşünerek harcanma oğlum hikmet, konuş biraz, az da olsa ilerle.

    -çünkü, kadınlar uzun süre oyunlarla oyalanmazlar, çünkü gerçekçidirler.

    -gündüz, çevremizde dolaşan bir sıcaklık ve gece yatağımızda bir rahatlık ya da gündüz çevremizde bir rahatlık ve gece yatağımızda dolaşan bir sıcaklık uğruna bütün hayallerimizden vazgeçmemiz gerekiyordu.

    -hayallerinde bile korkar mı insan? hayallerine bile hükmedemez mi?

    -ağzının, güzel dudaklarının kenarında bir gülümseme yaratmak için, ne uzun yollardan geçiyorsun. kendinden veriyorsun, durmadan eksiliyorsun. oysa bazı insanlar, oldukları gibi kalarak elde ederler istediklerini. ben, kanımı damla damla süzerek veriyorum.

    -bu kadar acıma bu dünyaya çok.

    -bilge beni ne yapsın? ben kendimi ne yapacağımı bilmiyorum ki.

    -daha önümüzde uzun bir karanlık var daha yaşamalıyız, boşluğa düşmemeliyiz.

    -acele kararların uğursuzluğuna inanışı; ıstırap, acı ve sefalet gibi, uzakta belirsiz duran ve insan acele etmedikçe orada sadece birer kelime olarak bekleyen kavramlara karşı ürkekliği..

    -kendilerine yazık edenler, zamanın her şeyi halledeceğini bilmiyorlardı.

    -neden yaşıyoruz sahi biz?

    -bazı insanların, bazı şeylere hiç hakları yoktu; ne var ki, insanlar da en çok, bu hiç hakları olmayan şeyleri yapıyorlardı.

    -aslında meseleler basitti; onları karıştıran insan ihtiraslarıydı.

    -ihtiras; basitlik ve bayağılıktı.

    -üçle beş değil, x ve y ile çözüme gidilebilirdi ancak. ve x ve y değilseniz, kimse yanınıza bile uğramazdı.

    -artık mucizeler çağında yaşamıyorduk.

    -bu dünyada, anne-baba-çocuk üçlüsünün dışında kalan her topluluk, insan ilgisinin (sebebi ne olursa olsun) dışında mı kalmalıydı?

    -ne olurdu aramızda her şeyi konuşmuş olsaydık?

    -bütün yolculuğa çıkanların ölmüş olduğunu düşünüyordum.
    Tümünü Göster
    ···
  13. 14.
    +2
    -kelimeler aldatıcıydı; kelimeler, bizi gerçekten uzaklaştıran küçük tuzaklardı.

    -beni anlayacak biri çıkar mı acaba?

    -“sizi- anlıyorum-konuşmanıza ihtiyacım yok” ya da “siz-onlara-bakmayın-yalnız-gözlerime-inanın” bakışlarının çoğu aslında “bugünü-geçirmek-için-birine-ihtiyacım-var” kalıbından ibaretti.

    -başkalarının ihtirasları, senin mum ışığını kirletmesin.

    -düşünceler de insanları iyileştirebilir.

    -sevgilisi olan bir arkadaş kadar çekilmez bir yaratık yoktur. hep bir esrar havası yaratırlar değil mi?

    -ben adam olmam, ben tek başıma yaşamalıyım, başkalarını zehirlememeliyim.

    -“kediler” dedi albay, “miyavlarlar.” hikmet gülümsedi; “sizi de bu mizah duygusu kurtarıyor albayım.” ellerini iki yana açtı: “ne yapalım? şehir kurtları da yer darlığı dolayısıyla dama çıkıyor, kendime engel olamıyorum: yanımda sıcak bir varlık bulunca bencil oluyorum. insan sevdiğini üzmek pahasını ondan yararlanmaya çalışıyor. bu arada benim gibi aşağılık durumlara düşüyor. çünkü neden? çünkü yalnızlık ve karanlık onu vahşileştiriyor. gün ışığına ve insana alışamıyor. derler ki kurt köpeklerini karanlık bir yere kapatırlarmış hırsızlara karşı yetiştirmek için; hayvan takımı bile başka türlü ısırmayı öğrenemezmiş.”

    -insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılmak istiyor. bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? yok. peki albayım. ben de susarım o zaman. gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? sorarım size: “nasıl?” kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. küçük oyunlar istemiyorum albayım.

    -oysa bütün ilişki bir can sıkıntısı yüzünden başlamıştı.

    -insanlık öldü. belki de hiç yaşamamıştı. belki de benim insanlığım diye bir şey yoktu. ben hücremde yanlış hayallere sürüklenmiştim. korkaklığımı insanlık sanmıştım. yalnızlığı insanlık saymıştım. batıda böyle şeylere önem vermiyorlar albayım. biliyorlar bütün bunları: insanın ruhunu okuyorlar. fakat onlar da mutlu değil albayım. ne var ki, boş hayallere kapılmamayı biliyorlar. kaç asrın tecrübesi, kolay mı?

    -benim gibi korkakları rüyalarında bile rahat bırakmıyorlar albayım.

    -belki de, hiçbir şeyin sonuna katlanamadığım gibi, bu rüyanın sonuna da katlanamadım.

    -hemen unuttum onu sevmediğimi, ben ilgi görünce hemen unuturum her şeyi albayım, biliyorsunuz.

    -her fırsatta, küçük bir zayıflık sezdi mi mesele çıkaran, sonra üzerine yürününce de kendini acındırmak için sahte duyarlıklara başvuran zavallı “ben”i gördüm. kendine acındırmayı bir sanat haline getirmeye çalıştığımı anladım.

    -“insanları yalnız iyi olduğu için sevmezler” dedi emekli albay.

    -“oyunumuzu kanımızla yazalım. ıstırabımızı sanatımıza gömelim. sanat bizim için ekmek parası değil, sanat bizim için bir ustalık meselesi değil, sanat bizim için… sanat bizim için nedir albayım?” “eğer yazabilirsek iyi bir oyun” diye homurdandı emekli albay hüsamettin tambay.

    -oynayalım albayım. tekrarlara düşmekten korkmadan oynayalım. asıl tekrarlara düşelim ki, içimizi kemiren şeytanı her fırsatta rezil edelim.

    -hayata dayanamayan her insan gibi yapılır oyunda: mış gibi yapılır.

    -“şunun şurasında kime zararım dokunuyor ki?” “kendine” dedi albay.

    -“oyun içinde oyun olur mu?”

    -heine: belki de haklısın. belki ben hayatımı bu büyük olaydan ayırmasını beceremiyorum. ama sen bu durumu anlarsın. ingiliz danışman albay mills gibi, sen de garip bir yaratık gibi görme beni.
    hüsamettin bey “ingilizler de nerden çıktı?” diye sordu. “ingilizler her yerde çıkarlar albayım, her yerde bulunurlar.”

    -kadınlar aptaldır albayım: sadece sezmesini ve beklemesini bilirler.

    -“bizim de başka çaremiz yok da ondan, oğlum hikmet, biz bu dünyayı seyretmeye, hayran olmaya gelmişiz… bir insanın, iyi kötü, ortaya bir eser koyması ne kadar zor, ne kadar takdire şayan bir gayrettir, bilemezsin.”

    -“ben ne koyuyorum ortaya albayım?” “kendini koyuyorsun evladım; daha ne koyacaksın?”

    -heine bir yerde kaybetti, hroboviç kumarda hile yapmayı bilmediği için, mills de sustuğu için kazandı. schlick bile bir süre sonra monica’yı kazandı; ona resmen sahip oldu. heine’ye geride hiçbir şey kalmadı albayım; ölmekten başka, ölmekten başka…

    -“hemen anlaşılmak da iyi değildir; ileriye matuf bir yatırım her zaman faydalıdır.” “ya ilerde de anlaşılmazsa, ya gerçek bir beceriksizse?” “zaten sen bilemeyeceksin bütün bunları, endişe etme oğlum hikmet.”

    -susup beklemesini bilenler kazanır.

    -“bugünlerde sözlerine inanacak yakın bir dost bulmakta güçlük çekiyormuş. içimdekileri anlatabilecek birini bulsaydım, belki de bu cinayetleri işlemek zorunda kalmazdım.” dedi. “yalnızlıktan bu duruma gelmiş.”

    -çünkü efendim insan canî olunca kendisine olan saygısını kaybediyor; daha doğrusu, kendine saygısını kaybedince canî oluyor.

    -“durum gittikçe karışıyor albayım. her geçen gün yeni suçlar öğreniyor insan. okudukça, düşündükçe, yeni insanlar tanıdıkça sadece günahlarının arttığını hissediyor.”

    -“ne talimler yapmıştım: kendini unutma, kendini unutma, düşün, karşındakine kapılma, önce duymamış gibi yap, acelesi yok, bazı şeyler de bırak kaçsın, yeni bir ülkedesin fırsatı kaçırma. hayat talimlere benzemiyor albayım. gerçek mermiler insanı yaralıyor. ha-ha.”

    -“bütün cephelerde yenilgiye uğrasaydım kolaydı albayım. beklemediğim yardımlar aldım albayım, yani ihanete uğradım.” “saçmalama hikmet. harp ilminin kaidelerini hiçe sayıyorsun oğlum. insan hayatı tek bir muharebenin neticelerine göre kıymetlendirilemez. evet sen kıymetlendirme safhasında hataya düşüyorsun.”

    -fakat biliyorum ki, iyi bir tanıtma yapmadıkça kimse bu gösteriyi seyretmeye ve maddi-manevi çıkarı olmadıkça bir bilet almaya yanaşmayacaktır. büyük mantıkçılar ve apartman kapıcıları diyebilirler ki, eserini geleceğin akıntısına bırak. ne var ki albayım, oyuncular, hayatları içinde anlaşılmak ve beğenilmek ve büyük kütlenin ilgisini görmek zorundadırlar. hiçbir oyuncu, ömrünü tavan arasında geçiremez. beni de zaman zaman çileden çıkaran budur: halkın bana karşı gösterdiği ilgisizliktir.

    -tanışamadığımız milyonlarca insan var acı çeken. hangisinin kaderini değiştirmek elimizde?

    -insan mevcudiyetinin eşyaya ihtiyacı yoktur; fakat, eşyanın adem-î mevcudiyeti halinde, insan mevcudiyeti ve fikriyatı da tehlikeye giriyordu.

    -başkalarını mühim bulmayanlar, bir gün kendilerini de mühim bulmayanlarla karşılaşacaklardır; fakat bu hakikat, onların mühim bulmamış olduklarının mühim olduğu manasına da gelmez.

    -“herkes kendini korumasını biliyor, benden başka. sonunda hep ben kalıyorum ortada. bedelimi koymadan satılığa çıkarıyorum kendimi. satın alanlar hiçbir şey ödemeye yanaşmıyor bu yüzden. bir panayırda, eski ve soluk bir çadırın içinde gösterilen, büyüklüğünden başka bir meziyeti olmayan garip bir deniz canavarıyım. uzak ve soğuk denizlerde her nasılsa yakalanarak bu fakir çadırın, kötü havuzuna yerleştirilmişim. panayıra gelenler bütün hayvanlardan belli marifet bekliyorlar. benim bütün marifetim balık yemek. pos bıyıklarımın arasına fırlatılan balıkları çiğ olarak yutmasını becerebiliyorum ancak. bu nedenle çadıra giriş de ucuz aslında; kimsenin bütçesini sarsmayacak küçük bir ücret mukabilinde gösteriliyorum.”

    -kimseyi bu kadar yanlış yollara sürüklemeye hakkın yok. kendini kurtarmak için ortalığı toz dumana katmak hususunda eşin yok.

    -her hareketin bir anlamı var, insan benim gibi hareketten vazgeçerse bu anlamları daha iyi hissediyor. her hareketini önceden hesaplarsan hata yapmazsın; aynı zamanda, düşüncelerini hareketlerinden ayırırsın. ne yaptığını hatırlarsın; düşünceden harekete geçmek kolay olur böylece. düşünceler seni bırakınca, delirtici bir şaşkınlığa, gerçeğe alışmanın zorluğuna düşmezsin.

    -benimle kimse başa çıkamaz, hesabını veremeyeceğim tek bir dakikam yok.

    -oyunlar tek başına oynanmıyor evladım hikmet.

    -isteklerle zenginleşilmiyor albayım, her şey birden bekleniyor.

    -sanki işte bu, evet bu insan beni kurtaracak…

    -beklemek önce cesaretini kırar, sonra cesaret gelir insana.
    Tümünü Göster
    ···
  14. 15.
    0
    -neden insan bir kelime, bir cümle yüzünden kaybediyor?

    -seviyemin altında yaşıyorum, yüz olabilirken bir oluyorum, sürümden kazanıyorum.

    -beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra beni kimse okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.

    -sana muhtaç olmadık ya, herkesin rızkını allah verir, ben de bundan bir şey çıkarırım, ne çıkardığımı sen anlamazsın, anlasaydın çıkaramazdım, o zaman dünyada ıstırap olmazdı, bu çeşit ıstırap olmazdı demek istiyorum.

    -“elinde neden o korkunç dergiler var güzel şey, neden o kahrolası kitaplara bakıyorsun? mesela canım kant’ı filan tutamaz mıydın o güzel parmaklarının arasında?”
    çok güzel kızlar varmış, kant’ı da su gibi okuyormuş diye söylentiler çıkarıyorlar, doğru mu acaba?... onlar da kant’ın kendisini isterler, hem de güzel bir kant isterler…

    -… güzel kızlar, bazen yanınızda yaşlılar görüyorum. sakın paraya kıymet vermeyin olur mu?

    -canım sen hiç tarih okumadın mı? tarihin tekerrürden ibaret olduğunu filan da duymadın mı?

    -insan bir kadını severse ona her şeyi sorar ya neyse…

    -ben, ergenlik öncesi hayallerimin sıcak bir görüntüyle teselli edilebilmesi uğruna bütün sorumluluklardan vazgeçiyorum.

    -düşünce ve eylemler her an sonsuz değişik görünümlere bürünebilir.

    -insanı ancak hafıza kurtarabilir.

    -ne kadar dinlensem, yaşayışıma ne kadar özen göstersem o kadar bitkinleşiyorum.

    -hayallerimde bile yenik düşüyorum.

    -insanları tanımıyorsun, çünkü onların ilgisini çekmek ve kendini dinletmek isteseydin, merak uyandırıcı ve sürükleyici maceralarını bir roman kahramanı gibi bütün teferruatlarıyla gözlerimizin önüne sererdin.

    -karşı tarafı yeteri kadar kötülemediğin için, seni dinleyenler senden yana olmuyorlar.

    -geri kalmış bir ülke insanının iç dünyası olamaz diye vazgeçtiler.

    -aslında dış yaşantılarım çok fakir olduğu için, herkesin büyük bir titizlikle sakladığı bilinçaltı zenginliklerimi açıkça ve utanmazca kullanarak bitirdim.

    -ben bugüne kadar hiçbir ıstırabımı bilinçaltına itmeyi başaramadım, o yüzden çok boş kaldı orası.

    -bu ülkede ekgibliği duyduğum “insanın kendiyle hesaplaşma meselesi”ni bizzat kendime uygulayarak bu meselenin ilk kurbanlarından oldum. aslında meselenin ciddiyetine dayanamadığım için, oyunlarla durumu örtbas etmek istedim.

    -kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun? bütün hayatımca bu cam kırıklarını beyin zarımın üstünde taşımak ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım.

    -ben de beynimi yıllık izine çıkarmak istiyorum.

    -… o liman senin, bu liman benim (hiçbir liman onların değil).

    -ülkeyi sahte asillerin elinden kurtaracağız.

    -aklımızı kullanmalıyız albayım.

    -herkes tek başına ve aynı zamanda bir arada, kaderini istediği biçimde yaşayabilirdi.

    -dünyada her insan başkalarından çıkar sağlamak için sabahtan akşama kadar asık bir suratla dolaşır.

    -akıl ve ruh proletaryasının en büyük akılsızlığı, akıl ve ruh burjuvazisinin nimetlerine kavuşacağını umarak onlara hizmet etmesi ve bu arada kaçınılmaz istismar kanunları yüzünden zayıf aklını ve ruhunu da parça parça onlara kaptırmasıdır.

    -gerçekler sizden yana değildir, bu oyuna gelmeyiniz, siz onları kendi oyununuza getiriniz!

    -kaybedecek hiçbir şeyimiz yoktur. kendi gücümüzün nerede olduğunu görmenin zamanı gelmiştir.

    -kendi benliğimizi bulmalıyız. yalvarıp yakarmaktan vazgeçmeliyiz. rüyalarımızı gerçekleştirmeye çalışmamalıyız gerçekleri rüya yapmalıyız. çelişkisiz, dikensiz ve düzgün rüyalarımızı yaşamalıyız. sözümüzün eri olmalıyız: kırılacak kafaları kırmalıyız. bize acınmadığı için acımamalıyız. dünyada çok yalan var albayım!

    -biz değişmedikten sonra albayım, sözlerin ne önemi var?

    -benim özel bir kişiliğim yoktu ki, benimle istediğini gerçekleştirebilirdin.

    -insanlar her şeyi duyuyorlar, bunun için de çabuk tükeniyorlar. hiçbir şeye şaşmaz oluyorlar zamanla.

    -dünyada bedava hiçbir şey yoktur albayım.

    -herkes işini beceriyor, herkes zor zamanlarında istemediklerini görmüyor. ben boş yere kendimi ele veriyorum.

    -insan korktuğu halde yaşıyor, bir şeyler yapmak istediği için, korkunun gölgesinde kendini oradan oraya vuruyor. çok acıklı durumlara düşüyor insanlar, dostlarım!

    -hikmet ıı, hikmet ı’e hiç benzememek ve herkese benzemek için evlendi.

    -bir kadının yumuşaklığını ve senkimsegibideğilsinciliğine ihtiyacı vardı. iyi romanların okuyucusu olmaktansa, kötü romanların başkahramanı olmak istiyordu.

    -yaşamak, yaşlanmak demektir; ölmek demektir.

    -bütün mesele kelimelerse, kelimelerle istediğim gibi oynayacağım. kelimelerle yeni bir akıl kuracağım.

    -yoruldum albayım, yoruldum, yoruldum, yoruldum.

    -ne olurdu bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım, ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım.

    -kendime söyleyecek söz bırakmadım, kuvvetimi büyütmüşüm gözümde.

    -ben ölmek istemiyorum, yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum, bu nedenle mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim.

    -kötülüğüm kelimelerin arasında kayboluyor.

    -bazen nurhayat hanıma gidiyorum; karşılıklı susarak oturuyoruz. konuşmamak ne iyi bir bilsen. insan elbette konuşmak istiyor, dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. fakat kelimeler insana ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor, kendinden nefret ediyor.

    -nurhayat hanım hiçbir söze karışmaz, aman işte biri konuşmaya başladı, varlığını ortaya koydu, dur ben de bir şeyler söyleyeyim, kişiliğimi göstereyim gibi küçük çabalar içinde değildir.

    -soyut bir durumdayız, her şeyin özüyle ilgileniyoruz, meyvelerin yalnızca suyunu içiyoruz.

    -hikmet merdivenleri koşarak çıktı, odaya hızla daldı: “siz de hep bulunuyorsunuz albayım! işte bu kolaylık beni çıldırtıyor!”

    -en iyi savunma saldırıdır.

    -herkes kendine bakmalı, herkes kendini sever, aziz varlığımızı koruyalım, aziz aklımızı koruyalım. bizi biz olduğumuz için sevmezler; sağlam olalım.

    -insanlar her gün birbirlerine neler yapıyor. her gün başkalarını görüyoruz da bize bulaşmasın diye susuyoruz bu kötülüklere.

    -insanın düşünceleri gerçekleşmez. kötü şeyler düşünürsen kötü şeyler gerçekleşmez. korktuğun her olaydan, başına gelmesinden ürktüğün her kötü rastlantıdan kaçınmak için onu ayrıntılarıyla düşünürsün hemen. ayrıntılarıyla düşünmek şart. yoksa bir noktayı bile düşünmeyi unutursan, o nokta başına gelir. yalnız yaşayanlar her şeyi hesaba katmak zorundadır. başka türlü korunamazlar, başka türlü yaşayamazlar. düşün ki başına bunlar gelmesin ha-ha. iyi şeyleri düşünmekten kaçın sadece. onlar başına gelsin. mesele bu kadar basit işte.

    -sevmesini bilmeyenler kaderlerine razı olmalıdırlar.

    -yoldan geçenlerin görünüşü iyi, demek dünyanın durumu iyi. ben de iyiyim.

    -kusura bakmayın sıkıntım var, kendimi yaşamak zorundayım.

    -bir şey kaybetmek korkusuyla yaşamayalım. ne olacak endişesine kapılmayalım. bırakalım zaman her şeyi halletsin. bu söz bize korkunç gelmesin.

    -günlük yaşantıların küçük koşuşturmaları içinde bunalmayalım, nefes nefese kalmayalım. insan kendini kaybediyor sonra.

    -insanlar birbirini anlamadan da sevebilir.

    -sancı filan da çekme olur mu? dünyada yeterince acı var zaten.

    -uzun ve durgun bir yaşantı için aklımızı koruyalım. çünkü en büyük hazinemiz aklımızdır.
    Tümünü Göster
    ···
  15. 16.
    0
    -insanlar endişe etmezlerse küçük hesaplara kapılmaz. birçok işi bir anda yapmaya çalışmazsa her an ne yapacağını unutmaz. bütün kötülükler dalgınlıktan çıkıyor. insan nerede olduğunu, ne yapmakta olduğunu her an bilmeli.

    -bütün kötülükler hazırlıklı olmamaktan doğuyor. ilerisi için çok hesap yapmamalısın. hesap yapmaya alışmamalısın. bütün kötülükler alışkanlıklardan doğuyor. insan acele etmeden kendini seyrederse, alışkanlıkların kölesi olup olmadığını görebilir.

    -hayatın bir oyun olduğunu unutmayalım. en büyük hazinemizin aklımız olduğunu unutmayalım. aklımızı korursak bütün oyunları istediğimiz gibi oynayabileceğimizi unutmayalım.

    -bir de ne olur kelimelere dikkat et, yalvarırım kelimeleri unutma.

    -geçmişin dalgınlığına da kapılmamalı, geleceğin endişeleri artar sonra, kararlarda sarsıntılar olur.

    -tanıdığım bir fincandı bu kırılan, oysa onu tanımıyormuş gibi seyrettim. hiçbir tepki göstermedim.

    -tarihte bir çok oyun oynanmıştı, bir çok oyun tekrarlanmıştı.

    -insanlar istedikleri işlerle uğraşmıyorlar ne yazık.

    -oyunlar; gerçeğin en güzel yorumlarıdır. bizim gerçek dediğimiz şey de, bazı güçlükler yüzünden iyi oynanamayan oyunlardır.

    -insanın bir yerde muhakkak kendini ele vereceğini bildiği için, en beklenmedik zamanlarda zayıflık göstereceğini tecrübesiyle tespit etmiş olduğu için, hiçbir belgeyi küçümsemezdi.

    -göründüğümüz kadar olmayalım. hiç olmazsa göründüğümüzden az olmayalım. hemen tükenmeyelim.

    -mış gibi yapmaktan usandım albayım.

    -henüz her düşünceyi aklıma gelir gelmez söylemek gibi bir yanlış davranıştan kurtulamamıştım.

    -düşüncelerini olgunlaştırıncaya kadar bekletmelisin hikmet.

    -bizi bir de bu acımak mahvediyor albayım. başkalarına acımakla başlayan bu tehlikeli duygu, her zaman kendimize acımakla son buluyor. kendimize acımaktan, başka işlere zaman kalmıyor.

    -kendimize acıyacağımıza kendimizi tanıyalım albayım.

    -aslında hemen her söze cevap yetiştirmemeliydim. ne var ki söylenenleri anladığımı o anda göstermek istiyordum. bu davranışım da, yeni baştan kurma istediğim öz varlığıma zararlı oluyordu. hayır, bir bakıma da yararlıydı, kötü huylarımı, dolayısıyla da kendimi tanıyordum.

    -çünkü bizim ilerlememizi engelleyen otuz yedi durumdan on yedincisi, gereksiz gurura kapılmaktı. yirmi ikincisi ise, on yedinci ilkenin aşırı uygulanması sonunda kendini küçümsemek gibi başka bir yanlışlığa sürüklüyordu insanı.

    -iyi başlangıçların tarihimizde çok görüldüğünü, önemli olanın iyi bitirişler olduğunu biliyordu. baştan çok yorumlamamalıydım.

    -albayımla ben kendimizi ciddiye alıyorduk, otuz yedinci ve en önemli ilkemiz buydu. evet, biz kendimizi ve bunları düşünen aklımızı ciddiye alıyoruz. çünkü bütün ilkelerimizi aklımıza dayandırıyoruz. mantığımızı sağlam tuttukça, onun üzerine her şeyi kurabiliriz; piyano da çalabiliriz, atletizm de yapabiliriz.

    -insanın düşünce ve hafıza gücü sonsuz değildir, onu korumalıyım.

    -otuz üçüncü ilkeye göre, kendini harcama korkusu ve olduğu gibi koruma endişesi de zararlıydı.

    -şimdi beni de garip bakışlarla süzenler var. ben onlara aldırmıyorum. insanların beni beğenip beğenmemeleri umurumda değil artık. ben kendimi tanımakla ilgiliyim.

    -insan bir şey üzerinde çalışır, onu hakkıyla sonunda başarırsa muhakkak bir yararını görür. bunu da albayımdan öğrendim. insan parayı kendine dert edilmezmiş, kimse aç kalmazmış.

    -annem benim ölümden korktuğumu bilirdi, bunu bildiği halde gene de ölmüştü.

    -bu kadar haklı olduğu halde, böylesine haksız olmaya dayanamamıştır. kaçmakla bir bakıma bütün dünyayı suçlamaktadır belki de. böyle bir topluluğun içinde yaşayamayacağını anladığı için kaçmaktan başka bir çare bulamamıştır.

    -değerlendirmek! ne kadar hoş bir söz! değerlendirmek kaçmaktır, değerlendirmek yalnız bırakmaktır, yaşantısının ağırlığına dayanamayan birini yaşarken öldürmektir.

    -mesele çıkmasın diye elinizden geleni yapıyorsunuz! işte bu ikiyüzlülüğünüze dayanamıyorum!

    -düşünceler insanın canını acıtmıyor, biraz sersemletiyor o kadar. şiddet değil süreklilik insanı yıkıyor. insanlarımız da sabretmesini bilemediler. onlara o kadar söyledim, bırakın bu akıl dışı aceleciliği diye. bu gidişle ingilizlere hiç benzeyemeyeceksiniz dedim insanlarımıza. futbol maçlarımızdaki geçici başarılarımıza güvenmeyelim; göreceksiniz zamanla gene onlar kazanacak. temize çıkmak için çocukça didinmeyin, zaman her şeyi halleder.

    -insafsızca bir yalnız bırakma yüzünden birbirimizi yersiz hırpalamalarla zayıf düşürüyoruz. bırakın zaman her şeyi halletsin.

    -acele etmeliyiz bilge, yaşlanıyoruz. sadece yapamadıklarımızdan pişmanlık duymalıyız ilerde.ha-ha.

    -oyunlar tehlikeli… dışarıdan görüldüğü gibi eğlenceli değil.

    -“göreceksin bir gün terk edeceğim seni” dedi bilge. “hayır yapamazsın, terk eden kadın rolü verilmedi sana oyunda.”

    -yaşamak istiyor albayım. beni de dünya nimetlerinden biri gibi görüyor. yaşantısına yeni bir heyecan katmak istiyor. solup giden aşkımıza ağlıyor, oyunun dışında çıkıyor, beni de çıkarmak istiyor. sonra da beni bırakıp gidecek albayım. kendi yerine bir şey bırakmadan gidecek.

    -fakat oyunları unutacak albayım; yaşamak istiyorsa unutacak.

    -zaman her şeyi hallediyor, insafsız olma, ayrıcalık isteme.

    -bilge, bilge, neden beni yalnız bıraktın?

    -beni neden bıraktın bilge? şimdi hiç dönmeyecek misin yani? seni artık hiç göremeyecek miyim? imkansız mı? albayım, albayım bu oyun çok ciddi. bakın ben bile ağlıyorum albayım. imkansızlık duvarının önünde ağlıyorum. bu duvar beni çıldırtıyor albayım. başımı, bu duvara vurup parçalamak istiyorum.

    -bilge beni istemiyor diye onu göremeyecek miyim artık? böyle şey olur mu? biraz önce birlikteydim onunla.

    -ben dünyayı kirletiyorum albayım. acaba ölürsem üzülür mü? o zaman koşup bana gelir mi dersiniz?

    -belki de akıllı insanlar yalnız kalırsa daha iyi olur, kim bilir.

    -üşüyorum albayım, aceleden ceketimi giymeyi unutmuşum. bakın ben de bu konularda iyi değilimdir işte. sokağa nasıl çıkacağımı bilmem mesela. bende hayat bilgisi zayıf albayım.

    -bilge’den akıllı olduğum halde neden bu duruma düştüm acaba? neden herkes benden kaçıyor? yaşamasını bilmiyorum da ondan mı?

    -odama çıkamam albayım. bilge’nin orda beni beklememesine dayanamam.

    -hiçbir şey yapmak istemediğim için kötü bir şey yapmak istemiyorum.

    -herkese o kadar acıdığı halde kendine acımazdı. büyük adamlar hep böyle değil midir?

    -sokaklarda her yaştan insanların oynadığı bazı tehlikeli oyunlara mani olunması gerekmektedir.

    -bir insan bu kadar yalnız bırakılırsa elbet sonunda eserlerini bitirmekten ve her eserin yaratılması sonunda içine düşülen büyük boşluktan çekinir. eserini tamamlamayı, hayatını tamamlamak addeder.

    -ifade edemediğim bir ekgiblik hissi var içimde. hikmet, oğlum, sanki her şey başka türlü olabilirdi, başka türlü oynanabilirdi.

    -hava kararıyordu. köşeden bir genç kızla bir genç adam göründü kol kola. delikanlı bir şeyler anlatıyordu, kız da başını sallıyordu. “bana kalırsa film biraz karışıktı” dedi genç adam. “bazı yerleri anlamadım.” “canım” dedi kız, “sonunda çocuk ölüyor işte.” “aptal” dedi delikanlı “o kadarını biz de anladık.”

    -Kelimeler, albayım. bazı anlamlara gelmiyor.

    Kelimeler albayım. hangi anlama geliyor? efendim? KELiMELER albayım. hangi anlamda kullanıyoruz onları? hangi kelimeler hikmet? sizi neden yanımda dolaştırıyorum bilmem ki? bütün kelimeler genel anlamda kelime. ne demek istiyorsun oğlum? kelimeler canım işte. mesela kelebek ne kelebeği? kelebek canım, bildiğimiz kelebek. (ellerini açtı kapadı) ha, o kelebek mi? evet, o kelebek. kelimenin aslı mı nereden geliyor? bu soruya tutunalım hiç olmazsa: evet bilmiyorum...

    --spoiler--
    Tümünü Göster
    ···
  16. 17.
    0
    bugün ikinci kez oyununu izlediğim, üçüncü kez kitabına başladığım yapıt.
    ···
  17. 18.
    0
    beyler kafam çok feci takıldı hüsamettin tambay gerçek mi halüsilasyon mu çözemedim gitti bi yardım ediverin la
    ···
  18. 19.
    0
    tutunamayanlardan daha fazla severim.
    ···
  19. 20.
    +2
    ha-ha
    ···